Kök Hücre / Kordon Kanı S.S.S.

Kök Hücre / Kordon Kanı S.S.S.

Kök Hücre Nedir?

Kök hücreler vücudumuzdaki bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Bir canlının yumurta ve sperm hücrelerinin döllenmesi ile başlayan Embryo döneminden itibaren yaşamı boyunca her türlü doku ve organın gelişmesinde ve yenilenmesinde rol alırlar. Bunu şu özellikleri ile sağlarlar:

  1. Farklılaşmamış hücrelerdir.
  2. Sınırsız bölünebilme yeteneği ile kendileri gibi yeni kök hücreler oluşturabilirler
  3. Organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptirler.
     

Kısaca, “Bütün canlılar kök hücreler vasıtasıyla gelişmekte ve yaşamını sürdürmektedir” diyebiliriz.

Organizma büyüdükçe kök hücrelerin farklılaşma kapasitelerinde kademeli olarak azalma başlar. Kök hücrelerin değişme yeteneklerine göre bir tanımlama yapabiliriz.
 

Totipotent (Tüm) : Embryoda ilk 4 gün içinde bulunan hücreler değişme yetenekleri en fazla olan hücrelerdir. Bu nedenle Totipotent olarak nitelendirilirler. Tüm canlı vücudunu oluşturabilir, yani her türlü doku ve organa dönüşme yetenekleri vardır.
 

Pluripotent (Çoğul): Embriyo içinde 5-6. günden itibaren vücudu oluşturacak sistemlerin gelişmesi başlar. Ör: sinir dokusu ve beyin, iç organlar, kemik ve kıkırdak, kan yapıcı sistem, deri ve bağ dokusu, yağ dokusu gibi. Bu dönemde kök hücreler Pluripotent özelliktedir. Pek çok doku ve organ gelişmesinde rol alırlar. Fakat bir canlıyı tümüyle oluşturamazlar.
 

Multipotent (Pekçok): Anne karnında büyüyen bebek, gebelik boyunca doku ve organların hızla büyümeye başlaması ile doğum sonrasına hazırlanır. Bu dönemde bulunan kök hücreler değişme yeteneklerini kısmen kaybederler. Bu hücreler Multipotent olarak nitelendirilir.
 

Yetişkin Kök Hücre: Bluğ çağı dediğimiz ergenlik geçiş döneminden sonra yetişkinlik çağı boyunca kök hücreler artık ait oldukları dokuların ve organların yenilenmesinde rol alırlar. Bu hücreler sınırlı Multipotent özelliktedir. Ör: kan yapıcı kök hücreler sadece kan ve bağışıklık sistemini destekler.
 

Bu tanımlamalar aslında kök hücrelerin birbirini takip eden geçiş dönemlerini ifade eder. Embriyo gelişimi sonrasında anne karnında geçen erken gebelik döneminde Pluripotent ve Multipotent özellikleri taşıyan kök hücreler değişik oranlarda birlikte olabilir. Fakat doğumdan sonra hızla büyüyen ve yetişkinliğe geçen bir insanda kök hücreler sınırlı Multipotent özellikli hale gelir.
 

Bu noktada doğum anı çok büyük önem kazanmaktadır. Bu sırada elde edilen kök hücreler multipotent özelliktedir. Hem genç hücrelerdir, hem de henüz çevresel etkenlere maruz kalmamışlardır.

 

Mezankimal Kök Hücreler
 

Mezankimal Kök Hücreler ise Göbek kordonunda bulunur. Kemik, kas, kıkırdak, bağ dokusu, yağ dokusu gibi dokuların temelini oluşturan Multipotent özellikteki hücrelerdir. 

Kök Hücreler Nerelerde Bulunur?

Kök hücreler vücudumuzda pek çok doku ve organda bulunur.

Kemik iliği, Sinir sistemi, Beyin, Sindirim sistemi, Kalp, Akciğer, Cilt, Yağ dokusu ve özellikle Bebek Kordon Kanı ve Göbek Kordonu kök hücre odakları barındırırlar.

Kordon Kanındaki Kök Hücrenin Avantajları Nelerdir?

Kordon kanı kök hücreleri sadece doğum esnasında toplandığından dolayı oldukça değerlidirler. Bu nedenle toplama işleminin uzman hekimler tarafından yapılması ve uzman kişiler tarafından uygun koşullarda işlenerek saklanması gerekmektedir. Kordon kanı toplama işlemi oldukça basit ve acısız bir işlem olup, anne ya da bebeğe herhangi bir zararı kesinlikle bulunmamaktadır.

Kordon kanı kök hücreleri, diğer kök hücre kaynakları ile karşılaştırıldığında oldukça gençtirler ve saklandıklarında yaşlanma ve yıpranma süreçleri de durdurulmuş olur. Üreme hızları diğer kaynaklara göre daha fazladır.

Kordon kanı nakli esnasında alıcı ile verici arasında tam bir doku uyumu (HLA) olmasa dahi, başarı oranı yüksektir.

Bebekten toplanan kordon kanı sadece otolog değil, doku uyumu gerçekleştiği takdirde ailenin diğer fertleri için de kullanım alanına sahiptir. Bu özellik, aile bireyleri arasında kordon kanı nakli gerçekleştirilmesine de olanak sağlar.

Saklanmış olan kordon kanı kök hücreleri, istenildiği takdirde herhangi bir işleme tabii tutulmadan ve  hastalığın ilerlemesine fırsat vermeden kullanılabilir.

Kök Hücre Araştırmaları Hangi Aşamada Bulunmaktadır?

1998 de gerçekleşen ilk kök hücre ayrıştırılması ve klinik kullanıma geçilmesi henüz çok yenidir. Pek çok hastalıkta yapılan hayvan deneylerinde çoğunlukla başarılı sonuçlar elde edilmiş ve çok önemli bilgilere ulaşılmıştır.  Sıra insandaki etkilerini araştırmaya gelmiştir. Kök hücre ile ilgili çalışmalar çok hızlı bir gelişme göstermektedir. Geleneksel tıbbi tedaviler ilaçla ve cerrahi yollarla yapılmaktadır fakat bazı hastalıklarda başarı oranı hala azdır. Bir kısım hastalıklar ise kişiyi öldürmese bile yaşam kalitesini ileri derecede olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
 

Bugün yüzlerce hastalıkta kök hücre ile ilgili klinik araştırmalar ve uygulama çalışmaları yapılmaktadır. Bunlar içinde en fazla ilgi görenler olarak çocukluk çağında Tip 1 Diyabet, kalp hastalıkları, işitme kaybı, körlük tabloları, beyin hasarları, yanıklar, çene kemiği harabiyeti, yetişkinlerde Parkinson, Alzheimer, Diyabet, romatizmal hastalıklar ve kanser gibi hastalıklar sayılabilir. Bu çalışmaların bilimsel yöntemlerle yapılması gerekmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde bunu sıkı kurallara bağlayan FDA (Food & Drug Administration) yönetmeliği referans olarak gelişmiş ülkelerde de kabul görmektedir.
 

Bir kısım ülkeler, gelişmiş ülkelerdeki sıkı kontrol kurallarına yeteri kadar uymamaktadır. Bu ülkelerde yapılan kök hücre tedavileri çok yaygındır ve buralara yoğun sağlık turizmi faaliyetleri mevcuttur. Bu tedavi hizmetlerinin büyük kısmı üzerinde yeterli bilimsel kontrol yoktur ve güvenilir oldukları hakkında şüpheler mevcuttur. ONKİM olarak, güvenirliği ispatlanmamış merkezlerde kök hücre tedavisi yapılmasını önermiyoruz.
 

 Yine ONKİM olarak, uluslararası kabul gören FDA (Food & Drug Administration) yönetmelik ve yönergelerini temel alarak çalışmalarımızı bilimsel zeminde yürütmekte ve buna uygun olarak bilgilendirme yapmaktayız.
 

Bu konu ile ilgili olarak kök hücre tedavisi yapılan ve üzerinde araştırma yapılan hastalıklara ait detaylı listelere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
 

http://parentsguidecordblood.org/en/diseases                       
http://stemcellfoundation.ca/en/toward-treatments
https://clinicaltrials.gov/

Kök Hücre Tedavisine Başlanmadan Bilinmesi Gerekenler
shadow

Çünkü henüz uygulanan tedavilerin tamamı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Ne var ki, çalışmalar çok ciddi merkezlerde büyük hızla devam ediyor. Bu nedenle kök hücre tedavisine başlanmadan önce bazı şeylerin mutlaka bilinmesi gerekiyor. Biz ONKİM olarak herkesi bu konuda bilgilendirmek istiyoruz.

1.    Organizmada değişik kök hücreler var ve bunlardan bazıları 7-8 değişik hücreye dönüşebilir. Bazıları ise sınırlı sayıda hücreye dönüşür. Bu yeteneklerine göre de kök hücreler totipotent, pluripotent, multipotent ve unipotent olarak değişik isimler alır. Yani biz bir kök hücreyi eğer organizmaya sinir hücresi olsun diye verdiysek ve o kök hücrenin asıl görevi sınırlı yani sadece kan hücresine dönebilme yeteneğine sahip ise, beklediğimiz neticeyi alamayacağız demektir. Embriyodan elde ettiğimiz kök hücreler her hücreye dönüşebilir. Ancak bu hücreleri henüz insanlarda uygulayamıyoruz. Çünkü bizim bilincimizin ve organizmamızın kontrolünden çıkıp, zararlı hatta kanser hücresine de dönüşebilirler. Bu nedenle insanlarda ancak göbek kordonundan veya hastanın kendisinden elde edilen kök hücreleri kullanıyoruz. Kemik iliğinden elde ettiğimiz kök hücreler kan hücrelerine dönüşür. Beyinden elde ettiğimiz sinir kök hücreleri ise beyin hücrelerine dönüşür. Yani beyinden elde ettiğimiz kök hücrelerin sırf ismi kök hücre diye kan yapma amacıyla kullanamayız. Doğal olarak kan yapan hücreleri de beyindeki bir harabiyeti düzeltmek için kullanamayız.

2.    Eğer biz kök hücre ile bir hastalık tedavi etmeyi düşünüyorsak, yapılmasını istediğimiz hücrenin veya dokunun kök hücresini vermeliyiz ya da herhangi bir kök hücreyi alıp genetik yapısını değiştirerek istediğimiz hücreye dönüşme potansiyeli olan kök hücreye döndürmeliyiz. Günümüzde bu mümkün. Hatta bir kök hücreyi alıp Embryonic kök hücre haline getirip ondan istediğimiz hücre ve dokuyu yapabiliriz. Buna IPS ( Induced Pluripotent Stem Cell) adı veriliyor. Bu yeni bir teknik. Dolayısıyla bu teknikle araştırmalara yeni yeni başlandı. Hatta herhangi bir kök hücreden her şeye dönüşebilen kök hücre (IPS) oluşturma tekniğini bulan biri İngiliz , diğeri Japon, 2 bilim adamı 2012 Tıp Nobel ödülü aldı.  Eğer tedavide embriyodan elde edilecek kök hücreler kullanılıyor ise bugün için çok tehlikeli. Kansere dahi neden olabilir. Yarınlar ne gösterecek bilmiyoruz. Bu konuda da çok ciddi çalışmalar var.

3.    Şu anda kök hücre ile birçok hastalık tedavi ediliyor. Ancak FDA onayı ile tedavi edilen kan kanseri ve bazı kan hastalıkları dışında, şeker hastalığı yani Tip 1 Diyabet, Cerebral Palsy, Autizm, işitme kaybı ve kafa travması ile ilgili insan çalışmaları da özel izinle FDA onayı almış bazı kliniklerde yapılıyor. Amerika’da FDA, Avrupa’da EMA tarafından onay almış embryonic  kök hücre çalışmaları da var. Özellikle bel kemiği yaralanmalarında deneniyor. Tek bir hücreye dönüşebilen, yani sağlam gözdeki korneadan alınıp diğer gözde kornea ve yine retina yapabilecek hücreler ile olan çalışmaların çoğu tamamlandı. Bu nedenle özellikle İtalya’da kornea yani gözün ön kısmı, İngiltere ve Amerika’da retina yani gözün iç kısmına bağlı körlükler rahatlıkla tedavi ediliyor. Ayrıca bu tür bir tedavi sınırlı yeteneği olan kök hücreler ile kemik ve deri greftleri yapımlarında da başarılı ve güvenli bir şekilde uygulanıyor.

4.    Kök hücre ile tedavi edilmiş hastaların kendi ağızlarından tedaviden sonra iyileştiklerinin anlatıldığı öyküler var. Bu hastaların gerçekten birçoğu kendini iyi hisseder. Ama bu asla kök hücre tedavisine bağlı olarak iyileştiği anlamına gelmez. Bunun bir çok nedeni var. Bunlardan bir tanesi Placebo etkisi. Yani hasta; tedavi edildim diye düşünür, organizma biraz rahatlar, kendi tedavi edebilme yeteneğini daha iyi kullanır. Bir yöntemin yararlı olup olmadığını anlamak için bir grup hastaya ilaç verilir. Diğer hastaya da ilaçmış gibi ama içinde etken madde olmayan bir madde verilir ve o şekilde değerlendirilir. Hatta daha sonra tedavi çaprazlaştırılır. Kime tedavi, kime boş ilaç verildiğini hasta da, doktor da bilmez. Bu nedenle bu tür çalışmalar; ‘’çift gör’’ adı verilir. Ayrıca tedavide kök hücre tek başına kullanılmaz. Örneğin beyin özürlü çocuklarda diyet değiştirilmiş, fizik tedavi başlamış, hatta başka ilaçlarda verilmiş olabilir. Bu nedenle daha iyi hissetmenin neye bağlı olduğunu anlamak zorlaşır. Ayrıca bazı hastalıklar hiçbir şey yapılmasa da zaman içinde vücudun iç dinamikleri ile kendi kendine hafiflerler. Kök hücre tedavisinin doğrudan etkisini araştırıp anlamak ciddi planlama ve bilimsel değerlendirme tekniği gerektirir. Bu nedenle önerimiz hastanın kendisinden ve bilimsel değerlendirme yeteneği olmayan kişilerden elde ettiğiniz bilgilere biraz şüphe ile yaklaşmanızdır.

5.    Bilim varsayımlarla karar vermez. Mutlaka ciddi çalışmaların akılcı değerlendirilmesiyle yönlenir ve bu da zaman alır. Örneğin tıpta her şeyden önce hastalığın sebebini bilmek gerekir. Daha sonra hastalık nedeni nasıl önlenecek ve nasıl tedavi edilecek konusunda düşünülür. Bu görüşler laboratuvarda test edilir. Laboratuvarda doğruluğu kanıtlananlar, hayvanlar üzerinde denenir. Önce zararlı olup olmadığı, sonra yararlı olup olmadığı ve sonra kime nasıl yararlı olacağı araştırılır. Eğer hayvan deneyleri olumlu çıkarsa, insan deneylerine başlanır. Hayvanlarda yararlı olması mutlaka insanlarda da yararlı olacağı anlamına gelmez. Bu kez önce insanlara zararlı olup olmadığı, sonra yararlı olup olmadığı, sonrada kime ne şekilde yararlı olacağı değerlendirilir. Örnek vermek gerekirse; 60 kilo insana da, 120 kilo insana da aynı doz aynı etkiyi vermeyeceği gibi, yaşlı ve gençte veya bir başka hastalığı olanda da doz ve uygulama farklılıkları olacaktır. Hatta bazen birçok kişiye yararlı olan bir yöntem, bir başkası için zararlı hatta ölümcül olabilir. Örneğin yüzlerce hastalığı tedavi eden Penicilin, alerjisi olan bir kişi için ölümcüldür.

6.    Kök hücre tedavisinde durum daha da farklıdır. Biz bazen kök hücreden normalde yaptığı görevi yapmasını isteriz. Örneğin kemik iliğinden aldığımız bir kök hücre, kan hücreleri yapmak amacıyla kullanılıyorsa bir sorun yok. Zaten görevi bu. Ama kök hücre diye ondan normalde yapmadığı fakat potansiyeli olduğu için yapmasını istediğimiz bir görev istersek, onu akıllıca yönlendirecek ya organizmanın yaptığı ya da dışarıdan verilen kimyasallara gerek olacaktır. Biz kök hücreleri bir başkasından alıp uygulayabileceğimiz gibi, hastanın kendinden alarak da uygulayabiliriz. Birçok açıdan doku ne kadar uyumlu olursa olsun, organizmaya girince aynı işi yapan vücuttaki diğer hücrelerle uyumlu çalışıp çalışmayacağını bilmiyoruz. Hatta kök hücre istediğimiz hücreye dönüşse bile, vücutta önceden var olan aynı tip hücreler ile birlikte çalışıp çalışmayacağını da bilmiyoruz. Çoğu kez kök hücreler vücuda hangi yoldan girerse girsin, gidecekleri yeri bulurlar. Çünkü yaralı bölgeden kana sinyaller salgılanmıştır. Ama bazen kök hücreler bu sinyalleri karıştırabilir. Hatta nadiren, yanlış anlayabilip başka hücrelere de dönüşebilir. Eğer kök hücre vücut hücreleri ile uyum sağlamazsa organizmaya 2 farklı şekilde zarar verebilir. 1.  Organizmaya verilen kök hücrelerin vücudu koruyan müdafaa hücreleri yani lökositler tarafından düşman olarak algılanır ve yok edilir. 2. Durumda ise biz kan hücreleri yapsın diye kök hücre vermişsek o kök hücrelerin ürettiği askerler vücudun normal hücrelerini düşman olarak algılar ve tahrip eder. Buna engel olmak için en iyi yöntem organizmaya kendi kök hücrelerini vermektir. Bu nedenle göbek kordon kanı çok önemli. Eğer bir kişide daha sonra bir hastalık olur da onu kendinden aldığımız kordon kanıyla tedavi edecek isek , bu yöntem göbek kordon kanından aldığımız kadar güvenli değildir. Bunun nedeni organizma içindeki kök hücreler virüs ve kimyasallar gibi birçok nedenle değişmiş olabileceği gibi işlev sırasında, yani vücuttan alırken de bazı değişikliklere uğrayıp yapıları değişebilir ve vücuda verildiğinde organizma bu hücreleri yabancı olarak algılayabilir. Bir diğer faktörde kök hücre alımındaki yöntemlerin yan etkileridir. Örneğin kemik iliğinden kök hücre alınırken ameliyat gibi bir işlem gerekir. Enfeksiyon, anestezi komplikasyonu dahil birçok sorunla karşılaşılabilir.

7.    Birçok kişi henüz kanıtlanmamış tedavi yöntemlerini gönüllü olarak kabul ediyor. Bizim önerimiz FDA gibi ciddi bir organizasyondan onay almamış bir tedavi modelitesini deney için bile olsa, kabul etmemeniz. Hastalar ve aileler bu ‘’hastalığın tedavisi yok, ne yapalım son çare’’ diye çoğu kez tedaviyi kabul ediyorlar. Ama bilinçsiz tedavinin yakın ve uzak vadede ciddi zararları olabilir. Örneğin genç bir çocuğa uygulanmış kök hücre tedavisinden sonra beyin tümörü gelişmiştir. Bu tedavi ucuz olmadığından aileye hem doğrudan ciddi maddi yük getirmiş, hem de tüm aile tedavi için birlikte seyahat ettiklerinden indirect kayıpları olmuştur. Hatta kozmetik amaçlı kullanılan kök hücrelerin bir hastada hemen alt göz kapağında kemiğe dönüştüğü saptanmıştır. Bazı tedavilerin deneysel olduğu size söylenir. Ancak deneysel olduğu söylenen her tedavi yöntemi, gerçekten deneysel değildir. Bir tedavi yönteminin gerçekten deneysel olabilmesi için bağımsız, bilimsel ve etik kurullardan onay alması gerekir. Ayrıca deneyin yapılacağı yer ve deney yapacak ekip bilimsel onay almış olmalıdır. Amerika’da FDA, Avrupa’da EMA, Türkiye’de de Sağlık Bakanlığından onay almalı. Tüm bu anlatılanlar bilimsel gerçekler. Kök hücre tedavisi, Gen ve Nano teknoloji ile birlikte 21. Yüzyılda tıbba damga vuracak bu kesin.

8.    Ülkeler ve bilimsel kuruluşlar, araştırmalara milyarlarca dolar harcıyor. Yakın bir gelecek eminim ki birçok hastalığa çare olacak. Ne var ki, güvensiz yerlerde tedavi olarak kötü sonuçlar elde edip insanların kök hücre tedavisine olan inancını yitirmemek lazım.
 

Kök Hücreler Nelerden Etkilenirler?

Doğum anı kök hücrelerin çevresel etkenlerle henüz karşılaşmadığı, yani en saf - temiz olduğu zamandır. Doğumdan hemen sonra vücudumuz, dolayısıyla her tür hücremiz çevresel etkenlerle karşılaşmaya başlar ve yetişkin hayatımız boyunca karşılaşmalar hep devam eder. Bu etkenler arasında en çok karşılaştıklarımız:
 

  1. Gıdalardan alınan kimyasal katkı maddeleri
  2. Çevresel hava, su ve gıda kirliliğinden alınan maddeler
  3. Kullanılan ilaçlarla geçen maddeler
  4. Radyoaktif ışınlar
  5. Enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakteri, virüs, vb… canlı etkenler olarak sayılabilir.
     

Özellikle bazı virüsler bu açıdan çok önem taşır. Bunların çoğu vücuda girer ve önemli bir hastalığa neden olmazlar. Fakat hücrelerimizde yaşam boyu kalırlar. Ancak bağışıklık sisteminin zayıfladığı bazı durumlarda baskıdan kurtularak etkin hale geçerler ve ciddi hastalıklara yol açabilirler. Örneğin Herpes virüsleri (siğil, uçuk), Sitomegalovirüs (CMV), Hepatit B, Hepatit C gibi…
 

Soframıza gelen sebze ve meyvelerin bir kısmında böcek ve zararlılara karşı kullanılan ilaç kalıntıları, tarımda kullanılan suni gübre artıkları, endüstriyel atık maddelerle kirlenmiş toprak, motorlu taşıt egzoz gazlarındaki ağır metal buharları, gıda üretiminde kullanılan koruyucu kimyasal maddeler ve antibiyotikler gibi daha pek çok etken çevresel kirlenme çerçevesini oluşturmaktadır.
 

Bunlar ve benzeri pek çok etkenler yaşam boyunca karşılaştığımız ciddi hastalıklara veya yaşam kalitesini azaltan kronik hastalıklara yol açabilirler. Alzheimer, Parkinson, Diabet, Lupus, ALS, Multipl skleroz (MS), bazı metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklar, bazı kanser türleri gibi…
 

Vücudumuzda bulunan hücreler çoğalırken veya yenilenirken çevresel etkenlerden herhangi birinin tetiklemesi ile bazı hücrelerde genetik yapı etkilenerek değişime uğrar. Bu değişimler Mutasyon olarak adlandırılır ve çoğu hücre içindeki kontrol mekanizmaları ile onarılır veya etkisiz hale getirilir. Fakat bazı durumlarda kontrol mekanizmaları yeterli olmayabilir ve kontrolsüz hücre çoğalması ortaya çıkar, hücre ve doku normal görevini yapamaz. Pek çok hastalığın bu etkilerle olduğuna inanılmaktadır. 

Kordon Kanı Nedir?

Plasenta, gebelik süresince bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alış-verişini sağlamakla görevli bir organdır. Anne karnındaki bebek, göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Plasenta doğumdan hemen sonra görevini tamamlayarak rahim dışına atılır.

Kordon kanı ise bebek doğduktan sonra plasenta tarafındaki göbek kordonu içinde kalan kandır. Bebek ile alakası yoktur.  

Kordon Kanı Nasıl Alınır?

Kordon kanı, bebek doğduktan sonra kesilen göbek bağının plasenta tarafında kalan bölümünden alınır. Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonu bağlanır, bebek alınır ve plasentaya bağlı olan kordonun içindeki kan özel bir sistem yardımıyla pıhtılaşmayı önleyici madde içeren steril kan torbası içine toplanır. Yaklaşık 60 - 120 mililitre kan alınabilir. Toplanan kan 48 saat içinde kordon kanı bankası laboratuvarına gönderilir.

Kordon kanının toplanması normal doğum sürecini ve bebeği herhangi bir şekilde olumsuz etkilemez. Genelde toplama işlemi doğum esnasında doğumu yaptıran hekim tarafından yapılır.

shadow
Kordon Kanı Bankacılığı Nedir?

Kordon kanı ve kordon saklanması bir tercih meselesidir. Bu kök hücrelerin alınıp saklanması ailelerin isteğine bağlıdır. Böyle bir talep halinde bizler, ONKİM olarak, kordon kanını alma, saklamaya hazırlık ve saklanma işlemini yüksek standartlara sahip laboratuvar ve muhafaza alanlarında yapmaktayız.
 

Doğum sonrası alınan kordon kanı ve göbek kordonu bazı laboratuvar işlemlerinden sonra özel olarak hazırlanmış kapalı alanlarda,  sıvı azot tanklarında ve -196 0C derecede dondurularak saklanır. Ayrıca, ürünler AKSİGORTA güvencesi altında saklanmaktadır.

Onkim Kordon Kanı Bankası
shadow
Gözat...
Kordon Kanı Hakkında S.S.S.

Kordon Kanındaki Kök Hücreler Nelerdir?
 

Kordon kanında bulunan kök hücreler vücudun bağışıklık sistemi ve kemik iliği dahil kan yapıcı sistem hücrelerinin oluşmasında ve yenilenmesinde rol alırlar. Örnek olarak:
 

  1. Vücudu her türlü hastalık, mikrop, virüs, hatta kanser hastalıklarından koruyan bağışıklık sistemi hücrelerinin (lenfosit = akyuvar) oluşumu ve yenilenmesi
  2. Dolaşımda bulunan ve vücudumuzda oksijen alış verişinde rol alan hücrelerin (eritrosit = alyuvar) ortalama üç ayda bir yenilenmesi.
  3. Vücudumuzda kanama olduğunda damarlardaki hasarın pıhtı ile kapatılmasını ve kanamanın durmasını sağlayan hücrelerin (trombosit = kan pulcukları) oluşumu ve yenilenmesini sağlar.

 

Kordon Kanındaki Kök Hücrelerin Avantajları Nelerdir?
 

  1. Doğumdan hemen sonra alınan kordon kanı ve göbek kordonundaki kök hücreler en temiz ve saf halde olan hücrelerdir. Çok kolaylıkla, ağrısız, sancısız alınıp saklanabilecek en kıymetli kök hücreler özelliğine sahiptirler.
  2. Kordon kanı kök hücreleri, diğer kök hücre kaynakları ile karşılaştırıldığında oldukça gençtirler ve dondurularak saklandıklarında yaşlanma ve yıpranma süreçleri de durdurulmuş olur.
  3. Üreme hızları diğer yetişkin kök hücrelere oranla daha fazladır.
  4. Kordon kanı alınan kişi için kullanıldığında doku uyuşma sorunu yoktur (HLA uyumu ).
  5. Bebekten toplanan kordon kanı otolog yani kişinin sadece kendisi için olmakla beraber ailenin diğer fertleri için de kullanım alanına sahiptir. Doku uyuşması şansı daha fazladır. Bu özellik, aile bireyleri hatta akrabalar için bile kordon kanı nakli gerçekleştirilmesine olanak sağlamaktadır.
  6. Saklanmış olan kordon kanı kök hücreleri, istenildiği takdirde herhangi bir işleme tabii tutulmadan ve  beklemeden hemen kullanıma sunulabilir.
     

Kordon Kanı Günümüzde Ne Amaçla Saklanır?
 

Kordon kanında kan yapıcı kök hücreler mevcuttur. Doğumdan sonra çocukluk çağı olarak adlandırılan ve yaklaşık 12-13 yaşına kadar olan dönemde görülen bazı hastalıkların oluşması halinde kullanmak için saklanmaktadır. Bu hastalıklardan bazıları:
 

  • Lösemi olarak anılan Kan Kanserleri
  • Nöroblastoma denilen ve sinir sisteminden gelişen bir tümör
  • Orak hücre anemisi
  • Thalasemi olarak bilinen Akdeniz Anemisi
  • Genel Bağışıklık sistemi yetmezliği
  • Doku ve Organ nakillerinden sonra görülen Doku Uyuşmazlığı Hastalığı (GVHD), vb… hastalıklardır. 
     

Kordon Kanı Saklanması Gerekli mi?
 

Doğum, kordon kanının ve göbek kordonunun saklanması için tek şanstır.
 

Bugün, yüzlerce hastalıkta kök hücre klinik araştırmaları ve uygulama çalışmaları yapılmaktadır. Bunların en fazla ilgi görenleri çocukluk çağında Tip 1 Diyabet, kalp hastalıkları, işitme kaybı, körlük tabloları, beyin hasarları, yanıklar, çene kemiği harabiyeti, yetişkinlerde Parkinson, Alzheimer, Diyabet, Romatizmal hastalıklar ve kanser gibi hastalıklar sayılabilir. Bu çalışmaların tedavide kullanılabilmesi için bilimsel güvenirliği ispatlanmış ve kabul gören yöntemlerle yapılması gerekmektedir. Bu çalışmalardan önümüzdeki onlu yıllar içinde sonuç alınacağı beklenmektedir. Böyle bir durumda kan sahibi çocuk yanında ailesi, yakınları ve diğer insanlar da fayda görebilecektir.
 

Bu konu ile ilgili olarak kök hücre tedavisi yapılan ve üzerinde araştırma yapılan hastalıkların detaylı listelerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
 

http://parentsguidecordblood.org/en/diseases
http://stemcellfoundation.ca/en/toward-treatments
https://clinicaltrials.gov
 

Kordon Kanı Saklanmasının Faydaları
 

Bir hastalık durumunda doku uyuşması tam olan kan ve kemik iliği bulmak  bazen aylar süren bir aramayı gerektirmektedir. Halbuki çocuğun kendi kordon kanı mevcut ise doku uyuşması tam olduğu için böyle bir bekleme süresi olmayacaktır.
 

Bebeğin kordon kanının saklanması ile ihtiyaç halinde ona hemen ulaşma şansı olmaktadır.
 

Hiçbir anne ve baba çocuğunun hasta olmasını istemez. En hassas oldukları konu çocuklarının geleceğidir. Kordon kanı saklanması ile bugün için az sayıda olsada önemli bazı kan kanseri, kansızlık (anemi), tümör ve bağışıklık sisteminin yetersiz olduğu bazı hastalıklarda bağışıklık sisteminin onarılması şansı olmaktadır. Ayrıca, kök hücre araştırmalarının olumlu sonuç vermesi halinde ilerleyen yıllarda pekçok hastalıkta da kullanabilme imkanı olacaktır. 
 

Doku Uyuşmazlığının önemi nedir?
 

Başka vericiden kök hücre ihtiyacı halinde doku uyuşması sorun olmaktadır. Kemik iliği nakli tedavisinde HLA sistemine göre alıcı ve verici arasında 8/8 bir uyum gerekmektedir. Aksi halde doku uyuşmazlığı ile karşılaşılır. Bu durum alıcıda çok ciddi bir hastalık tablosuna yol açar, tedavisi çok zordur ve çoğunlukla ölümle sonuçlanır.
 

Kemik iliği nakli için 8/8 uygun verici bulma süreci aylar sürebilir. Bazan 8-9 aya varan beklemeler olmaktadır. Bu bekleme süresi içinde bazı hastalar tedavi olamadıkları için olumsuz durumlarla karşılaşmaktadır. Çocuğun kendi kordon kanı ise kullanıma hazırdır ve ihtiyaç halinde en fazla 30 dakika içinde kullanıma hazır hale gelmektedir. Başka bir bebeğin kordon kanı da tedavide kullanılabilir. Bu kordon kanı için ayrıcalıklı bir avantajdır.


Kaç çeşit kordon kanı bankası vardır?
 

Kordon Kanı bankacılığının tarifleri ve çalışma yöntemleri yasal yönetmeliklerle belirlenmiştir. Sıkı denetimlere tabidirler. Kordon Kanı bankacılığı 2 şekilde yapılır.  
 

Otolog kan bankası: Kişiden alınan kan sadece kendisinde kullanılmak üzere saklanır.  Kişi mülkiyeti olarak kabul edilir ve yönetmelik gereği sözleşme ile teminat altına alınır. Daha çok özel kan bankası olarak anılırlar ve yasal çerçeve içinde faaliyet gösterirler.
 

Allojenik kan bankası: Herkesin kullanımına açık kan bankasıdır.  Kişilerden bağış yoluyla alınan kanlardır.  
 

ONKİM’de kullanılan kordon kan sayısı nedir?
 

ONKİM’de kullanılan kordon kanı sayısı 14 tür. Bunlardan bir tanesi tümör için (nöroblastom), diğerleri kan hastalıkları için kullanılmıştır. Kan hastalıkları için kullanılanlar tüp bebek yoluyla yapılan kardeşlerin kanlarıdır.
 

Dileğimiz şudur: Hiçbir bebekte bu saklanan kana ihtiyaç hali doğuran bir hastalık oluşmasın. Eğer ki ihtiyaç oldu, en azından bazı hastalıklar için bir ümit olsun.
 

Kordon kanı kullanma ihtimali nedir?
 

Bir bebeğin kendi kanını gerektiğinde kullanma olasılığı farklı kaynaklarda 1: 2000 – 1: 20000 olarak bildirilmektedir.  İlerleyen yıllarda kök hücrelerle tedavi edilebilen hastalık sayıları arttıkça bu kanlara daha fazla ihtiyaç duyulacağı tahmin edilmektedir.
 

Toplanan Kordon Kanının Miktarı Ne Kadar Olmalıdır?
 

Toplanan kordon kanının en az 60 mililitre olması gereklidir.
 

Doğum Şekli Kordon Kanı Alımını Etkiler mi?
 

Hem normal doğumlarda hem de sezaryen doğumlarda toplama işlemi uygulanabilir.
 

Kordon Kanı Ne Kadar Süreyle Saklanabilir?
 

Son yıllarda 20 sene saklanan kordon kanından tedavide faydalanıldığı bildirilmiştir. Teorik olarak – 196 0C Sıvı Azot içinde dondurulan kan ve doku ürünlerinin en az 50, hatta daha fazla yıl saklanabileceği varsayılmaktadır. Doku dondurma teknikleri henüz yeni bir bilim dalıdır. İlk kordon kanı dondurma işlemi 1992 yılında uygulanmıştır. İlk kordon kanı bankası ise 1994 yılında kurulmuştur. 20 – 23 sene saklanan allojenik  (genel kullanıma açık) kanlarda kök hücrelerin canlılığını koruduğu tespit edilmiştir.
 

Kordon kanı bugünkü yönetmelik gereği 12 yıla kadar saklanabilmektedir. 05/07/2005 tarihli ve 25866 sayılı Resmi Gazete’de belirtildiği üzere, özel kordon kanı bankalarında 12 yıllık bir saklama süresi sonunda, herhangi bir gerekçeyle saklanmasına devam edilmesi için başvurulmazsa, kordon kanı ihtiyaç duyan başka hastaların kullanımına da açık olacaktır (allojenik kullanım).  
 

Dondurma işleminde kullanılan Sepax® Sisteminin Avantajı Nedir?
 

Sepax® cihazı ilk kez 1997 yılında kullanıma girmiş ve  kök hücre işleme yöntemi konusunda Dünya lideri olmuştur. Sistem, çalışılan ürünün el değmeden işlenmesini ve kök hücrelerinin ayrılmasını sağlamaktadır.
 

Türkiye’de Kordon Kanı Bankacılığı ne durumdadır?
 

Bazı gelişmiş ülkelerde devlet gözetiminde genel amaçlı kullanım için kordon kanı bağışlanan bankalar kurulmuştur. Fakat kordon kanı bağışları çok yetersiz kalmaktadır. Ülkemizde ise kordon kanı bağışı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle ülkemizde ve pek çok ülkede özel kordon kanı bankacılığı yapılmaktadır.

shadow
Kordon Kanı Yönetmeliği

Resmi Gazete Tarihi: 05.07.2005 Resmi Gazete Sayısı: 25866

KORDON KANI BANKACILIĞI YÖNETMELİĞİ
 
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç
Madde 1 —
Bu Yönetmeliğin amacı, Kordon Kanı Bankası açılması, faaliyetleri ve denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 —
Bu Yönetmelik kamu kurum ve kuruluşları ile özel sağlık kurum ve kuruluşlarının kordon kanı bankacılığı ile ilgili faaliyetlerini kapsar.
Dayanak
Madde 3 —
Bu Yönetmelik; 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 43 üncü maddesi ile 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Kordon Kanı için Yararlı Linkler
Fibroblast Nedir?

ONKİM KÖK HÜCRE TEKNOLOJİLERİ Fibroblast Üretimi'ne başlıyor. Fibroblast Üretimi için T.C. Sağlık Bakanlığı denetimleri tamamlanmış, çalışma izin belgesi alınmıştır.

FİBROBLAST: GENÇLİK İKSİRİ

Fibroblast Nedir?
Fibroblast, bağ dokunun temel hücresi olup şekli yassı uzun ve ovaldir.1-2 çekirdekli olabilir, sitoplazması uzantılıldır ve her hücre gibi organizmada çok önemli görevleri vardır. Bunlar içinde en önemlisi hücrelerin içinde bulunduğu yapıyı oluşturmaktır. Şöyle ki, cilde parlaklığı, yumuşaklığı ve esnekliği veren hücreler arası bu yapı kollajen ve elastin maddesinden oluşmaktadır. Fibroblastların görevi ise, cilt için son derece önemli olan bu maddeleri üretmektir. Fibroblastın bir başka önemli görevi de, ciltte bir yaralanma olduğunda organizmanın yarayı tedavi eden sistemini harekete geçirmektir.
 

Fibroblast Kültür Tedavisinin Avantajları Nedir?
Ortalama ömrün uzaması sebebiyle insanlar ileri yaşlarda da genç ve dinamik görünmek isterler. Beslenme dahil yaşam kalitesindeki iyileşme bunu bir dereceye kadar sağlamaktadır. Ancak dermokozmetik bilimindeki aşamalar çok daha farklı, mucize denecek kadar ciltte iyileşme göstermektedir. Hatta öyle ki insanların yaşları dış görünüşleriyle tahmin edilemez oldu. Bunu sağlayan, cildi sağlıklı tutan birçok yöntem vardır.
Bunlar:
Fibroblast Uygulaması
Normal deri bakımı
Peeling
Botoks
Dolgu
Lazer
PRP (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma)
Mezoterapi
Biz ONKİM Kök Hücre Merkezi olarak olarak yukarıdaki alternatiflerden fibroblast üretimine başladık. Fibroblast hücrelerini GMP (Good Manufacturing Practice-İyi Üretim Uygulamaları) laboratuvarımızda geliştirilen ve TC Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek onaylanan bir yöntemle üretmekteyiz. ONKİM deri biyopsisinden fibroblast üretilmesi için TC Sağlık Bakanlığı tarafından çalışma izin belgesi alınmıştır.

 

Fibroblast Kök Hücre Tedavisi Nedir?
Zaman içinde organizmadaki fibroblastlar kollajen ve elastin üretme yeteneğini kaybeder. Özellikle cildin güneş gören kısmındaki fibroblastlar güneş ışığındaki radyoaktivite gibi etkilerle bozulur ve zaman içinde sayıları azalır. Sonuçta cildin diriliği kaybolur, çöker, sarkar ve kırışıklıklar oluşmaya başlar. Bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmak için cilde görevini doğru yapan fibroblast vermek gerekir. Fibroblastlar bir başka kişiden alınacak olursa organizma bu hücreleri yabancı olarak algılayacak ve kurtulmaya çalışacaktır. Doğal olarak kişinin kendinden alınan fibroblast hücrelerini vermek en doğru çözümdür.
Fibroblast uygulaması şu şekilde olmaktadır: Cildin güneş görmeyen kısmından örneğin kulak arkasından mercimek büyüklüğünde (3-4 mm) ve estetiği bozmayacak bir şekilde küçük bir parça alınır. Bu fibroblastlar TC Sağlık Bakanlığı'nın onayladığı bir laboratuvara gönderilir. Ayrıca kişinin kendisinden alınan kandan serumu ayrıştırılarak kültür ortamına konulur. Kültür sonucunda (4-6 hafta içinde) fibroblastlar yeterince çoğaltılır. Çoğaltılmış fibroblastlar hastanın hekimine gönderilir ve hekim vücudun gerekli yerlerine çok ince bir iğne ile enjekte eder. Bu tedavi belli aralıklarla 2-3 seans yapılmaktadır. Her bir seansta 1-2 ml fibroblast verilir. Geri kalanı dondurularak laboratuvarda saklanır.

 

Fibroblast Hücre Tedavisinin Kullanıldığı Alanlar Nedir?
Estetikte (dudak dolgunlaştırma, nazolabial oluklar, dudak üstü sigara çizgileri, çukurluklar), kırışık giderme amaçlı uygulamalarda, cilt çatlaklarında (strech mark)  kaza ya da doğumda meydana gelen doku kayıplarında, kronik ülserlere bağlı kapanmayan yaralarda, sivilce izlerinde, suçiçeği izlerinde, diş hekimliğinde periodontolojik uygulamalarda ve kellik tedavisi gibi birçok alanda Avrupa ve Amerika'da kullanılan tedavi yöntemidir.
25 yaşından sonra her insanda fibroblast hücreleri azalmaya başlar, kırışıklık ve sarkmalar meydana gelir. Cilde enjekte edilen genç ve taze fibroblast hücreleri uygulandıkları bölgede faaliyete geçerek kollajen ve elastin üretimi yaparlar. Ciltte kuvvetli bir anti-aging aktivite yani yaşlanmayı önleme etkisi göstererek cildi sıkılaştırıp gençleştirirler.

 

Nasıl Uygulanır?
Laboratuvar, yeterince fibroblast ürettiğinden emin olduktan sonra kişinin hekimini arar. Mercimek büyüklüğünde bir deri parçasından hemen hemen 5-10 ml fibroblast üretilmiştir ve bunun her 1 ml'sinde 10 milyon civarı fibroblast vardır. Tedavi için 1-2 ml yeterlidir. Bu tedavi 3-6 hafta aralıklarla 3 kez tekrarlanır. Tedavi aralarında elde edilmiş fibroblastlar özel bir teknikle dondurulup sıvı azotta -196oC'de saklanır. Ancak her hekimin bu klasik uygulama dışında geliştirdiği yöntemler olabilir ve mutlaka hekimin uyguladığı yöntem en iyi yöntemdir.

 

Etkisi Ne Zaman Görülür?
Enjeksiyondan hemen sonra etkisini beklemek yanlıştır. Hücreler yerleşecek, elastin ve kollajen üretmeye başlayacak ve cilt yavaş yavaş diriliğini kazanacaktır. Kısaca 2. enjeksiyondan sonra iyileşme fark edilmeye başlar 4-6 haftadan sonra da belirginleşir.

 

Ciltteki İyileşme Ne Kadar Sürer?
2. enjeksiyondan sonra sonuçlar belirginleşmeye başlar ve yerleştirilmiş fibroblastlar en az 4-5 yıl görevini yapar ve cilt genç kalır. Artan fibroblastlar yeterli sayıda ise laboratuvarda saklandığında 4-5 yıl sonra tekrar aynı işlem uygulanabilir.

 

Tedavinin Zararı Var Mı?
Kişiye kendi dokusundan üretilmiş fibroblast hücreleri verildiği için ciddi bir yan etki olmaz. Sadece geçici olarak yüzde şişlik, enjeksiyon yerinde morluk ve kızarıklık görülebilir. Gebelik sırasında kullanılıp kullanılmayacağını tam olarak bilmiyoruz. Bu konuda yapılmış ciddi bir çalışma olmadığından biz kurum olarak önermiyoruz, ancak yine en doğrusunu hekiminiz bilecektir. Ayrıca kişi malign bir hastalık nedeniyle ilaç tedavisi almış ise bu yöntem uygulanmamaktadır.