DEMET SABANCI
Bazı başarı hikayeleri ve kişi portreleri vardır ki hakikaten sizi alır bambaşka diyarlara götürür. Bilgilendirir, cesaret verir, yol gösterir ve düşündürür… İş dünyası ile sıkı sıkı bağlıdır bu hikaye ama samimidir, doğaldır ve görmeyi bilene aslında renklidir de… İşte sevgili Demet Sabancı Çetindoğan ile çıktığım bu serüven de tam böyle! Şimdi sizleri hayalleri başarılarının önünde, kendini sürekli yenileyen, geride tıkır tıkır işleyen ve derin izler bırakan bir sistem bırakmaya kararlı, zamanın kontrolünü kendi eline almış, karamsarlıkları da iyimserlikleri de belli bir dozda yaşayan bir kadın ile tanıştırmak istiyorum. O kadın ki “keşke” demekten çekinmeyen ama pişmanlıklarına da takılı kalmayan ve hep bir adım öteye gitmenin yollarını arayan…   Evet Demet Sabancı Çetindoğan’dan bahsediyorum! Tanıyoruz demeyin, ben de öyle derdim! Meğer çok daha ötesiymiş! Çok daha kararlı, azimli… Çok daha zarif ve kibar ama bir o kadar da çetin bir ruha sahipmiş.  Hadi gelin Haber Bahane diyelim ve bambaşka bir Demet Sabancı Çetindoğan serüvenine yelken açalım…

 

HAYALLERİM BAŞARILARIMIN ÖNÜNDE… 

Demet Sabancı’nın iş dünyası ile buluşması ve bu başarı hikayesi nasıl başladı?

Eğitim hayatımdan sonra uzun bir süre Sabancı Holding’te çalıştım. Sabancı ailesi bu tip profesyonel deneyime oldukça önem verir. Ben de farklı kademelerde üretim, pazarlama, yönetim ayağında bulundum. Ancak bütün bu süre boyunca sürekli olarak kendi işimin sahibi olmak hevesindeydim.

 

“HEM OKULLU. HEM GİRİŞİMCİYİM”

Girişimci ruhunuzu neye borçlusunuz?

Sonuçta Türkiye’de sanayinin kuruluşuna rehberlik etmiş bir aileden geliyorum. Rahmetli babam, amcalarım hep Türkiye’nin en büyük yatırımcıları, girişimcileri. Onların başarı hikayeleri ve güçlü karakterlerini izleyerek büyüdüm. Bu havadan etkilenmemek mümkün değil. Ayrıca küçüklüğümden beri hayal ettiğim alanda çalışmak gibi bir arzum vardı. Temelleri sağlam, iyi değerlendirilmiş bir eğitim dönemi yaşadım. Ruhsal ve zihinsel olarak girişime hazır hissediyordum kendimi. Ben hem okullu hem de alaylı bir girişimciyim.

Kariyerinizde dönüm noktası yada kırılma noktası dediğiniz bir olay var mı?

Fashion TV Türkiye ve Harvey Nichols yatırımları benim yönümü çizmemde çok önemli oldu. Bugün Türkiye’de lüks moda perakendesinde en büyük oyunculardan biriyiz.Bu alanda küresel bir bağlantıya sahibiz ve artık kendimizi hem müşterimize hem de partnerimize kabul ettirdik.


“İŞ DÜNYASINDA KADIN YA DA ERKEK OLMAK DEĞİL. HAZIR OLMAK GEREKİR.”

Hassas ve naif bir yapınız var… İş dünyasında erkek hegemonyası ile mücadele etmek zorunda kaldınız mı?

Ben bu konuya hiçbir zaman cinsiyettçi bir yerden bakmadım. Pozitif ayrımcılık, kadın eli, kadın duyguları falan gibi kavramlara da hep mesafeli oldum. Ben her zaman hazır olmaya inanırım. Kadın ya da erkek olmak değil hazır olmak gerekir. Bugün biz dünyanın en büyük ve en lüks departman storlarıyla, markalarıyla çalışıyoruz. Bir günde başarmadık bunları. Yatırım yaptık, güven verdik, söz dinledik, üstüne koyduk… Piyasanın sizden bir takım talepleri olur, sistem sizin karşınıza bir takım sorunlar çıkarır. Bu sırada erkek misiniz kadın mısınız diye  bakmaz. Ama eğer söylediğiniz şey bir sayısal üstünlük ise bu dünyanın geri kalan kısmında da böyle.
 

“BUGÜN KADINLARI EKONOMİYE KAZANDIRIYORUZ DESENİZ. 30 YILINIZI ALIR.”

Kadınların iş dünyasındaki yeri yada olması gerektiği nokta hakkında neler paylaşırsınız?

Kadınların ekonomiye kazandırılması meselesi kadın hakları açısından değil ekonominin gelişimi açısından ele alınması gereken bir durum. Nüfusun yarısının ekonomi dışında tabiri caizse tüketici durumunda tutulması en basitinden iktisadi bir tutum değil. Fakat kadınların ekonomiye kazandırılması demek onların yasal olmayan ve haksız koşullarda ucuz işçi durumuna düşürülmesi de değildir. Kadın girişimcilerin, kadın ustaların, kadın tasarımcıların, kadın yöneticilerin, kadın bürokrat ve teknotratların yetiştirilmesi lazım. Bu eğitimle ilgili bir konu. Bugün kadınları ekonomiye kazandırıyoruz deseniz 30 yılınızı alır. Yani ne kadar çaçuk başlanırsa o kadar iyi.

Sabancı kadınları duruşları itiabriyle iş dünyasında kendilerini kanıtlamış ve ayrı ayrı markalaşmış isimler. Bu duruş, ailevi bir zorunluluk muydu?  Sabancı kadınlarının bu mutlak başarıdaki sırları nedir?

Bir kere bizler mutlak başarı, yüksek kar, kesin galibiyet mottosu üzerinden iş üretmiyoruz. Kendi markamızı ya da algımızı oluşturan şey yaptığımız işlerin içinde bir ulusal çıkar payının ayırılmış olmasıdır. Ortaya koyduğumuz değerin şehrimiz, ülkemiz, insanımız açısından bir katma değer taşıması ve temsil yeteneğinin olmasıdır.


“HAYALLERİM, BAŞARIMIN ÖNÜNDE GİDİYOR…”

Kariyer yolculuğunuza ilk adım attığınız yıllarda bugün geldiğiniz noktayı hayal ediyor muydunuz?

Doğrusunu isterseniz bundan daha fazlasını da hayal ediyordum. Hala da ediyorum. Hayallerim başarılarımın önünde gidiyor doğal olarak. Sonsuz bir kendi yenileme hali var. Sonuçta ben belli bir miktar para kazanıp emekli olayım duygusuyla çalışmıyorum. Arkamda bir sistem bırakmak. Öğrenen, gelişen, üreten bir yapı kurmak istiyorum. Teknolojiyi kullanmak istiyorum. Çalışanların mutluluğunu ölçmek istiyorum. Trend belirlemek istiyorum. Rekabet kurallarını koymak istiyorum. Tabii istemekle kalmıyorum çalışıyorum.


“EŞİM İLE BİRBİRİMİZE DANIŞMANLIK YAPARIZ AMA REKABET ETMEYİZ.”

İş hayatında eşiniz ile tatlı da olsa bir rekabet durumundan söz edebilir miyiz?

Biz çok keskin ve mantıklı bir görev paylaşımı yaptık. Birbirimize danışmanlık yaparız ama rekabet etmeyiz. 

Peki aynı soruyu diğer Sabancı kadınları ile diye sorarsam? ( rekabet konusu )

Artık belli bir yaşa, deneyime eriştik.

Tekstilden, kök hücre araştırmasına… Medyadan, turizme kadar pek çok mecrada faaliyetiniz söz konusu. Keza bir o kadar vakıf çalışmaları… Dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Demet Sabancı’nın sırrı nedir?

Planlama, zaman yönetimi, ciddiyet. Vaktimi iyi planlıyorum ve plana sadık kalıyorum. Çok Türk işi yapmıyorum yani. Bir yerde oturup kalmıyorum. Her işi yeterli konsantrasyonu sağlayıp bir diğerine geçiyorum. Konu ne olursa olsun ciddiyetin ve ihtiyacın dışında üzerinde durmuyorum.


“ARTIK ZAMANIN KONTROLÜNÜ ELE ALMIŞ DURUMDAYIM.”

Ailenize vakit ayırmakta sıkıntı yaşadığınız oldu mu?

Eskiden daha yoğun ve planlamaya bağlı kalamadığım dönemler oldu. Kuruluş sancıları diyebiliriz. Ama artık zamanın kontrolünü ele almış durumdayım. Artık günümü kendim planlayabiliyorum. Bu gerçekten bir lüks. Bu sebeple ailemle çok yeterli ve nitelikli bir zaman geçirebiliyorum.


“İYİMSERLİĞİ DE, KÖTÜMSERLİĞİ DE ZİRVEDE YAŞAMAM BEN!”

Kendinizi iş hayatınızda çıkmazda hissettiğiniz oldu mu hiç?

İyimserliği de kötümserliği de zirvede yaşamam ben. Çünkü piyasa uzmanlarının dediği gibi hiçbir trend sonsuza kadar gitmez. Yani nasıl kötümserleşmiyorsam öyle fazla da mutluluğu abartmam.


Bu durumlarda ne yaparsınız?

Ben tedbirli ve planlı birisiyimdir. Sorunları onlarla karşı karşıya kaldığım zaman çözmem. Çok özel bir baskı altında değilsem eğer mutlaka bunu öngörmüşümdür. Fakat ani gelişen durumlarda da sakinliğimi korurum ve mutlaka görüş alışverişi yaparım.


Peki ya bundan sonra? Demet Sabancı’nın hedeflerinde başka neler var ?

Plansız hedefsiz olmaz. Tabiki var. Her zamanda olacaktır. Biz her zaman projelerimizde Türkiye adına düşünülerek geliştirilmiş projelerdir. Tabi ki hiç bir şey kolay kolay olmuyor.Uzun titiz çalışmalar sonucunda bu projeler çıkıyor ve ilk günkü titizliği ile devam ediliyor. “Fransız zincir mağazalar grubu Galari Lafayyette’yi İstanbul’a getireceğiz.” “Türkiye’yi İstanbul’dan ibaret kabul etmemek lazım.”


Demsa ilk gözbebeğiniz, bunu hep söylersiniz… Hedeflerinizde tekstil alanında ve Demsa ile ilintili neler var?

Fransız zincir mağazalar grubu Galari Lafayyette’yi İstanbul’a getireceğiz. Bu burada kalmaz. Dünyanın diğer büyük markaları, mağazaları da bizimle beraber Türkiye’ye gelirler. Ankara, Antalya, Bursa, Gaziantep, Adana gibi illerde de lüks moda perakendesi noktasında taleplere karşılık vereceğiz. Türkiye’yi İstanbul’dan ibaret kabul etmemek lazım. Ülke insanının ve Türkiye’de yaşayan yabancıların ve turistlerin tüketim alışkanlıklarını değiştirecek bir hedefe doğru ilerliyoruz.“Eksiğimiz kendi tarzını yaratma konusunda Batılılar kadar cesur olmamamız.”


Türk kadınının giyim tarzı konusunda neler söylersiniz?

Çok değişken bir konu bu. Belli bir kesim ne yazık ki klişelere çok bağlı. Gelenekselcilikten tutuculuğa kadar bir yelpaze var orada. Bir grup ise özellikle gençler arasında uluslararası trendler an be an takip ediliyor. Dünyada da böyle zaten. Sanırım bizim eksiğimiz kendi tarzını yaratma konusunda Batılılar kadar cesur olmamamız.Örneğin sokak modası diye bir kavram için erken bir dönemdeyiz.


Peki ya siz? Gün içinde hem bir iş kadını olarak, hem de gün sonu davetlerinde giyim tarzınızda nelere dikkat ediyorsunuz?

Ben kaliteli ve özenli olmaya gayret ediyorum. Kimi zaman trendlere bağlı kalarak kim zaman trendlerin zıttına bir tutum izliyorum. Sonuçta gün içinde bir iş kadını olduğumu ama aynı zamanda anne olduğumu unutmuyorum.


Demsa bünyesinde belli bir zümreye hitap eden markalar söz konusu, daha kolay ulaşılır markalar ile ilgili bir çalışmanız olacak mı?

Bu bir segment. Biz burada rekabet ediyoruz. Uzun yıllardır bu düzeyde ilişkiler kurmaya çaba gösterdik. Yatırım yaptık, insan yetiştirdik, bilgi biriktirdik. Kendimize uzun bir süre bu alanda zaman tanıdık. Yarının ne getireceğini bilmek mümkün değil ama şimdilik bizim alanımız burası.


Demsa, hep “marka getiren” olarak bilindi… Tekstilde kendi markanızı yaratmak gibi bir hedefiniz, artık yurtdışına “marka götüren” olmak gibi bir hedefiniz var mı?

Aynı anda birden çok büyük hedefe konsantre olmayı doğru bulmuyoruz. Şu an için moda perakendesinde kendi segmentimizi oluşturduk. Burada Brandroom gibi bir marka oluşturduk. Bizim yolumuz daha uzun bir süre bu segmentte devam eder.


Dünyada değişen alışveriş trendleri ve bunun Türkiye’ye yansımalarını sorsam neler paylaşırsınız?

Online shopping segmenti her geçen güz hızla yükseliyor.MCJ shopping kanalımız sayesinde bu konuda ciddi tecrübelerimiz oldu.Bu tecrübeler sayesinde de MCJ Shopping de sektöründe ilk sırada olduğumuzu düşünüyorum. 


ONKİM’e geçmek istiyorum… Muazzam bir sosyal faydaya hizmet eden bir yatırım… Kök hücre araştırmalarında gelinen noktayı nasıl buluyorsunuz?

Şu anda özel kurum olarak Türkiye de bir numarayız. Bu alanda kesinlikle bölgesel bir güç olmaya oynuyoruz. Türkiye’nin bu yatırımı kesinlikle hak ettiğine inanıyorum. Gösterilen ilgi de bunun kanıtı.“ FİBROBLAST YÖNTEMİ İLE KİŞİNİN kök hücreleriyle gençleştirmelerini  sağlıyoruz. “


Türk halkının kök hücreye yöntemine bakışı 2006 yılı itibariyle ne yönde değişti? Varılan bilinç noktası tatminkar mı?

Hayır daha genel bir farkındalık oluştuğunu söyleyemeyiz. Ama belli kesimler tarafından bu işin önemi kavranmış durumda. Biz bu konuya ciddi bir sosyal çıktı olarak da bakıyoruz.  Gelecekte sadece Türkiye’de değil dünyada da bu iş çok gelişecek ve hatta belki yasal bir takım kriterlere bağlanacak. O gün geldiğinde ONKİM sayesinde Türkiye geri kalmamış olacak. Ayrıca Onkim’in kök hücre ile cildi gençleştirme çalışmaları da tamamlandı. Onkim olarak kişinin kök hücresini laboratuarımız da özel olarak  çoğaltıp kök hücreleriyle gençleştirmelerini  sağlıyoruz (Fibroblast ).


Kanser başta olmak üzere pek çok hastalığa umut olan bir tedavi yöntemi “kök hücre” şüphesiz.  Yenilmez denilen pek çok hastalığın kolaylıkla alt edildiği günlerdeyiz, ONKİM e bu bağlamda geri dönüşler nasıl?   

Üst düzey bilim insanlarıyla çalışıyoruz ve gerekli teknolojik altyapıyı doğru ve eksiksiz olarak kuruyoruz. Dev bir bilimsel alanın henüz başlangıç safhalarındayız. Bunun önemli çıktıları halka eriştiğinde inanıyorum değeri daha iyi anlaşılacak “Türkiye’nin yenilikçi, alternatif ve pazarlamaya yönelik medyasını oluşturmaya çalışıyoruz.”


Sağlık, tekstil derken gelelim medya alanındaki yatırımlara… Mediasa’dan bahsedelim… Nasıl bir ihtiyaçla ilgili sektöre girdiniz?

Biz eğitim, turizm gibi alanlarda fırsat eşitliğini geliştirmeyi, hizmet çeşitliliğini artırmayı ve her işimizde olduğu gibi sosyal bir çıktı almayı umut ediyoruz. ZTV ile yapılmayan bir işi yapmaya başladık. Turizm kanalımız için de bunu söylemek mümkün.Türkiye’nin yenilikçi, alternatif ve pazarlamaya yönelik medyasını oluşturmaya çalışıyoruz. Biz de medya denince hemen ulusal ve yaygın mecralar anlaşılıyor. Oysa gelişmiş ekonomilerde medya daha geniş bir alana yayılıyor ve ihtisas alanı çok daha geniş.


Tekstil ve turizm odaklı yayın yapan yazılı ve görsel medya araçlarını tercih ettiniz. Mevcut yatırımlarınızı destekler nitelikte stratejik bir karardı diyebilir miyiz?

Elbette her yatırımın birbiriyle ilgisi var. Bizim iyi yaptığımız, insan biriktirdiğimiz konular bunlar. Ancak unutulmamalı ki bu alanda geri dönüş daha zayıf. Biz aslında riskli ve uzun zaman isteyen yeni bir mecra arayışı içindeyiz. Konvansiyonel rekabet alanının dışında kalarak yeni bir segment yaratmaya çalışıyoruz. Tabii Türkiye için yeni dünyada bunun örnekleri çok fazla.


Tv izleme alışkanlıklarınız nasıldır? Vaktiniz oluyor mu? Oluyorsa kaçırmadığınız sabit bir program ya da dizi var mı?

Televizyon izliyorum ama bunun bir periyodu yok. İşim mesai saatleriyle sınırlı olmadığı için günlük programımın nasıl oluştuğu belli olmuyor. BU sebeple belli programları izlemem mümkün değil. Ancak basın danışmanlığımızın belirttiği bazı programları , arkadaşlarımın yer aldığı bazı programları falan internet üzerinden sonradan seyrediyorum.


Haber kanalları ve aktüel kanallara baktığınızda günümüzde medyayı nasıl buluyorsunuz?

Çok yoğun bir rekabet var. Bu yıkıcı bir rekabet. Maliyetler çok yüksek, tepkileri ölçmek çok zor. Gerçekten büyük macera isteyen bir alan. Doğrusu gelecekte bu alanda ciddi bir rehabilitasyon dönemi olacağını düşünüyorum. “Biz hedeflerimizin peşindeyiz.”


Öte yandan eğitimde fırsat eşitliği odaklı bir de eğitim kanalınız var ZTV. Hedefine ulaştı mı? Eğitimde fırsat eşitliğinde gelinen noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye hızlı değişimlerin yaşandığı bir ülke. Sistem o kadar çok ve radikal şekilde değişiyor ki belli bir istikrar sağlamak zaman alıyor Ama burada da önemli olan bir sosyal çıktı sağlayabilmek. Biz hedeflerimizin peşindeyiz. 


İlerleyen dönemlerde tematik farklı bir kanal yada aktüel bir kanal girişiminiz olabilir mi?

İlkesel olarak bizim yaklaşımımıza uyan alanlarda yapabiliriz. Biz bu yayıncılığın bir ihtiyaç olduğunu ve kendi kitlesini yaratacağına inanıyoruz. Bu sebeple anlık sonuçlara göre zarar ya da kar hesabı yapmıyoruz. Bu sebeple vizyon düzeyinde her zaman buna açığız.  


Gelelim turizm yatırımlarınıza… Üst kullanım hakları size ait olan Pera Palas gibi tarih kokan bir markanın işletmesini, Jumeirah Group’a emanet ettiniz… Riskli bir karar mıydı?

Ben orada yatırımcıyım. Bir planım vardı bunu onlara anlattım. Benimle aynı vizyona sahip olduklarını görünce de güvendim. Onların işi yapmakla ilgili bir sıkıntıları yok. O sebeple aslında çok büyükbir risk değil. Ama bizim uzun vadede ulaşmak istediğimiz hedefleri paylaşıyor olmamız lazımdı.


Klasik dokusunun bozulmasından endişe etmediniz mi?

Zaten bozmadık. Sadece daha elegan bir yorum getirdik. Müze otelciliği çizgisinden ayrılmıyoruz ve Pera bunun için en uygun mekan. Dünyada benzeri az otellerden biri orası. Kapısından girer girmez büyüleniyorsunuz. 

“Turizm otelcilikten fazlasıdır.”

Turizm sektöründe yatırım yaparken, en çok nelere dikkat edersiniz? Örneğin yenilikçilik bu mecrada çok önemli…

Bizim deniz güneş ve kumdan öte servise ihtiyacımız var. Turizm otelcilikten fazlasıdır. İşin pazarlama ayağında hep babadan kalma yollar kullanılmış. Ayrıca digital dönüşümü yeterince kullanamamışız. İşin içine satış sonrası süreçleri veya müşteri memnuniyeti ölçmeyi koyamamışız. Bunların eksikliği ilk bakışta fark edilmiyor ama genel geçer müşteri yer değiştirdiğinde bu yatırımların işe yaradığı daha iyi anlaşılacak.


Turizmde iki otel yatırımı söz konusu… Ege ya da Akdeniz Bölgesi’nde bir yatırım düşünüyor musunuz?

Biz kendi tarzımızı konuşturacak bir şeyler yapmak istiyoruz. Turist doldurulmuş tesislerden fazlasını yaparak turizmde katma değer dönemini açacak bir şeyler yapmak istiyoruz.

“St. Regıs ile de gurur duyuyorum. Türkiye’de çıtayı birkaç kademe yukarı koyduk. “

St. Regis için bir kez bizler hayırlı olsun diyelim… Geri dönüşler nasıl? Hedef kitlesi St. Regis’i sevdi mi?

Kendi fanlarıyla doğru sanki marka. Mekanları ayrı ayrı çok beğenildi. Zaten o kadar hassas bir planlama yapılmış, her ayrıntısı öyle ince hesaplanmıştı ki beklenen oldu. Ayrıca işletmecinin olağanüstü bir birikimi var zaten. Türkiye’yi de bizim vasıtamızla iyi analız ettiler. Bu otelle de gurur duyuyorum. Türkiye’de çıtayı birkaç kademe yukarı koyduk.


Bu markanın Türkiye’ye gelmiş olması… Turizm alanında Türkiye’nin yurt dışındaki görünümü adına da şüphesiz önemli öyle değil mi?

Tabi ki .Bir dünya markası. Her yerde bulamazsınız.

“Anadolu’yu anlamadan tanımadan dünyayı anlamak mümkün değil.“

Turizme farklı bir soluk getirecek olan, Ortak Nesiller Entegrasyonu ( ONE ) Derneği’nden bahseder misiniz? Ne amaçla kuruldu bu dernek?

Türkiye’nin kültürel  varlığının dünya ile paylaşılması bu yolla da entegrasyonun sağlanmasıydı amacımız.Bütün dinlerin ve medeniyetlerin ilk ayak izleri bu coğrafyada. Anadolu’yu anlamadan tanımadan dünyayı anlamak mümkün değil.Tarımın, dinin, dilin, paranın ve ticaretin bulunduğu coğrafya burası. Birilerinin bunu anlatması gerekiyordu.

Derneğin tek bir hedefi var gibi anlamak hata bu noktada… Kültürel mirası hem gerçek sahiplerine yani bizlere, hem de uluslararası arenada tüm dünyaya tanıtmak hedefleniyor öyle değil mi? Bu bağlamda stratejiler ve her bir miras için üretilmesi gereken projeler çok önemli olsa gerek… Kaç kişilik bir ekiple, nasıl stratejilerle çalışıyorsunuz?  

Bilim hayatından önemli isimler var aramızda. Sivil toplumdan, cemiyet hayatından bir çok gönüllü davetimiz üzerine zevkle ve şevkle bu işe kalkışmış durumdalar.


Türk halkı ne kültürel mirasına, insanlığın ortak mirasına ne kadar sahip çıkıyor? Eksiklerimiz neler? Sahip olduklarımızın farkında mıyız?

Ne yazık ki değiliz. Aslında sözde sürekli kendi önemimizden bahsediyoruz ama bunun kaynaklarını tanımak ve korumakla ilgili ne yazık ki çok geride kalmışız. Tarih ve kültür bilinci mevcut ekonomik ve siyasi sıkıntıların gerisinde kalmış. Klişelerle götürmeye çalışmışız bu işleri. Hızlı büyüme, göç gibi sosyal sorunlar da yarayı büyütmüş.

“kendi özgün ve güçlü yanınızı o kadar iyi tarif etmelisiniz ki kaybolmayın.”

Şanlıurfa’daki Göbeklitepe’nin Mısır Piramitleri’nden 7 bin yıl daha eski olduğunu ben sizden öğrendim… Bir gün bizim bu kıymetlerimiz de, örnekteki Mısır Piramitleri gibi cazibe merkezi haline gelip, tüm dünyada popülerlik elde edebilecek mi?

Eğer bunu planlarsanız olur. Kendi haline bırakırsanız olmaz. Mısır pirametleri tam bir pazarlama harikasıdır. Hakkında yapılmış filmlere bakın anlarsanız. Günümüzde herkes elindeki ile ilgili güçlü bir algı yaratmaya çalışıyor.Bu mesaj kargaşası içinde kendi özgün ve güçlü yanınızı o kadar iyi tarif etmelisiniz ki kaybolmayın.

Dernek isminin bir de esprisi var. (O)RTAK (N)esiller (E)ntegrasyonu Derneği yani ONE Derneği’nin baş harfleri İngilizce , “bir” anlamına geliyor. Bu gizli espriden ne anlamalıyız?

Hem yerel hem evrensel olmamız gerekiyordu. BİR çok güçlü bir kelime. BİR herkesin kabul edebileceği bir şey. Mesajı çok olumlu. Ortak nesiller entegrasyonu da doğrusu çok güçlü bir mesaj. Çünkü ortak değerleri olan nesilleriz ve entegre olmamız gerekiyor. Tarihsel gerçeklik bunu gösteriyor.

“Türkiye vatandaşı alt kimlik olmalı. Hepimiz aslında bir dünya vatandaşı olmalıyız.”


Affınıza sığınarak soruyorum, kendi kültürümüze sahip çıkmaktan yola çıkarken, neden İngilizce bir espriyi seçtiniz? 

Ama dikkat ederseniz anlatmaya çalıştığım şey zaten entegrasyon. Benim dilim gibi bir tavra gerek yok. Biz aynı kültürel çıkış noktasına sahibiz. Ayrıştırma değil birleştirme hedefindeyiz. Türkün Türke propagandası gibi bir durum değil bu. Biz bunların sahibiyiz. Siz değilsiniz demiyoruz ki. Birisine yaklaşmak istiyorsan olumlu bir şey yapman lazım. Birisini kendine çekmek istiyorsan da bu aynı. Biz siyasi insanlar değiliz. Hasmane bir tutum, bir yaklaşım içinde olmamıza gerek yok. Zaten ortaya çıkan değerlerde bizim ırksal ilişkimiz olan şeyler değil.


Bu bağlamda genç nesil olarak üzerimize düşen görevler neler?

Türkiye vatandaşı alt kimlik olmalı. Hepimiz aslında bir dünya vatandaşı olmalıyız. “Pişmanlıklara takılıp kalmam ben.”

Yaptığınız yatırımlar içerisinde ya da aldığınız kararlarınız içerisinde “keşke” dediğiniz var mı?

Bunca iş yapıp keşke dememek mümkün değil. Ama pişmanlıklara takılıp kalmam ben. Onu da ben yaptım. Mutlaka bir şey öğrenmişimdir. Pişmanlık başarının ayrılmaz bir parçası ben bundan korkmam.


Peki ya “ bir gün mutlaka “ dediğiniz?

O da var tabii. Ben insanlık lehine kalıcı bir hizmet ya da ürün bırakmayı çok istiyorum. Beni tarif eden ve insanlara hizmet eden bir şey. Henüz nedir bilmiyorum.

“Her bir an Allahın bir lütfu ve ben bu lütfu hakkıyla değerlendiriyorum.”

Demet Hanım, iş dünyasında yer almak bir zorunluluk muydu sizin için? Elinizde bir fırsat olsaydı, hangi işi yapmak isterdiniz?

Yapmak istediğim işi yapıyorum. Ben kendi yolumu çizdim çok şükür.


Boş vakitlerinizi nasıl değerlendirirsiniz?

Bu kavramı kullanmıyorum ben. Her bir an Allahın bir lütfu ve ben bu lütfu hakkıyla değerlendiriyorum. Ailemle, dostlarımla, mesai arkadaşlarımla… Evde boş boş oturup durduğum bir an yok. Ben boş vakitten bunu anlıyorum. Kimseye de önermiyorum.


En büyük çılgınlığınız nedir?

İnanın aklıma gelmiyor.Çılgınlık kelimesi; biraz uç bir kelime benim için :).

Korkularınız, fobileriniz ya da batıl inançlarınızı sorarsam cevabınız ne olur?

Çok derinlerimde yaşadığım bir takım korkularım var ama bunları paylaşmak istemiyorum. Ama bir anne olarak çocuklarımın üzülmesinden çok korkuyorum tabii

Bu yoğun tempo içerisinde nefes almak istediğiniz, arınmak istediğiniz zamanlarda ne yaparsınız?

Sosyalleşiyorum. Arkadaşlarım, hayır işleri, çocuklarla ilgili projeler bana iyi geliyor. İşin açığı bir de sanat la ilgileniyorum.Galeri müzeleri geziyorum.


Güzellik ve bakım sırlarınız da sosyal medyada kamuoyu yoklaması yaptığımızda hanımların en merak ettiği başlık olarak öne çıkıyor… Sırlarınızı soralım mı?

Aslında sır demeyelim. Abartılı şeyleri sevmiyorum… Hayatı kaliteli yaşamaya çalışıyorum. Bunun da en büyük artısı huzurlu oluyorsunuz. Huzurlu olunca daha sağlıklı bir bedene daha sağlıklı bir ruh halınız sahip oluyorsunuz. Sonrası zaten en kolayı.

 

http://www.bellemagazin.com

Bülten Kaydı:
Ekle
Çıkar
İçeriklerimizden haberdar olmak için bültenimize kaydolunuz.

Yukarı Çık